huseyin akin va vahid zeaee
huseyin akin va vahid zeaee

Geçtiğimiz haftayı dört günlüğüne İran’ın başkenti Tahran’da geçirdim. Şiirlerimin bir kısmını Farsçaya çeviren yayınevi ve bu işi üstlenen Dr. Ziyai Vahid’in davetlisi idik. Tahran’a gitmeden bir gün önce Tahran parlamentosuna ve Ayetullah Hümeyni’nin türbesine yapılan saldırı bu yolculuğun iklimini değiştirebilir miydi acaba sorusunu bir kenara iliştirerek gece yarısı Tahran’a vardık. İran’da gündüzle gece arasındaki fark renk ve soğuk-sıcak farkından çok da farklı bir şey değilse de gecenin yalan söylemeyeceğine hükmettik. Aslında İran’a dair çok esaslı ve geniş çerçeveli şeyler yazmak icap ediyor, fakat bunu sonraya bırakarak çektiğim İran fotoğrafını yansıtmaya çalışayım:

Bir: İran’da devlet refleksleriyle millet refleksi birbirine uymuyor. Birine bakarak diğeri hakkında yargı oluşturmak zor.

İki: Tahran’a yapılan terör saldırısı iç teyakkuza odaklanmış devleti dış teyakkuza yöneltmiştir. Tahran’daki yoğunlaştırılmış olağanüstü güvenlik tedbirleri iç güvenlikte yeni bir paranoya oluşturacağa benziyor.

Üç: İran kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir ülke. Kendi yağı ile kavrulmaya devam ediyor. Bu stabil durumu yeni kuşaklara anlatabilme sorunu sokaklarda kimlik sorunu yaşayan gençlerde kendini hissettiriyor.

Dört: İran’da örfler dini kuralların önünde seyrediyor. Ali Şeriati’nin sıklıkla vurguladığı ‘öze dönüş’ bir seviye olarak yakalanabilmiş değil.

Beş: İran dini esaslar ve uygulamaların halka dayatma ve kanuni yaptırımlarla kabul ettirilemeyeceğini geç de olsa fark etmiştir. Fakat bu resmi devlet tutumundan geri adım atmak da iç dengeler açısından çok kolay bir şey değil.

Altı: Teori ile pratik çatışması İran’ı paradokslar ülkesi haline dönüştürmek üzeredir. Bütün kurumlarıyla batı ve Amerika karşıtlığı yazıda ve sözde olduğu kadar sokakta ve hayatta kendini gösterememektedir. Banka dükkanları, Fast Food yeme alışkanlıkları, Amerikan mutfağı ve coco cola’sı realitenin İran’da söz dinlemediğini açıkça ortaya koymaktadır.

Yedi: Devlet denetiminde başı kapamak nasıl İran devriminin sembol uygulamalarından biri olmuş ise, istemediği halde kadınlar kanun gereği başını kapıyorsa, muhalif kanadın bir süre sonra buna karşın “baş açma”yı özgürlük sembolü haline getirmeyeceğini kimse söyleyemez.

Sekiz: İran üzerinde algı oluşturulmaya en müsait ülkedir. Bu durumu mezhebi tutumun büyük rolü vardır.

Dokuz: Sinema, tiyatro, resim, heykel ve şiir gibi sanat ve edebiyat dallarında gerçekten köklü bir geleneğe sahip olan İran’ın bu alanları pers kültürünün değil İslam uygarlığının bir müktesebatı olarak sunması özlenen ve beklenen bir durumdur.

On: Sınır komşumuz olmasına rağmen İran bizi ve biz İran’ı bir Çin ya da Hind kadar tanımamaktayız. Sibel Can, İbrahim Tatlıses, Mahzun Kırmızıgül gibi şarkıcı ve türkücüler Türkiye denilince ilk akla gelen isimler. Nazım Hikmet, Aziz Nesin ve Orhan Pamuk dışında adı bilinen eserleri okunan Türk düşünce ve edebiyat adamlarından tanınan tek bir isim yok.

Bütün bunlara rağmen İran’ın stabil sosyal ve kültürel yorgunluğunu dinamizme tahvil edecek isimler de yok değil. Gelecek yazımız İran’da Sezai Karakoç’u, Mehmet Akif’i, Necip Fazıl’ı ve Yahya Kemal’i İranlı gençlere tanıtan geniş gönüllü İranlı şair-yazarlara dair olsun.

 

Makaleyi Sesli Dinle

 

Hüseyin Akın
Hüseyin Akın

Hüseyin Akın

milligazete.com